Tahmini okuma süresi: 3 dakika

Bu bir rehber yazısı değildir, bu bir  “İçiim yanaaar, içimm kanaaar da, İİİİİİİİİİSSYAAAAAAANNNN” yazısıdır, baştan söylemeli.

46 sene şehirde oturduktan sonra bir kırsala yerleşelim dedik, 46 senedir olmadık ne kadar doğal afet varsa bizi buldu anasını satayım. 100 senedir (abartıyorum) kar yağmayan yere bir kar yağdı, burnumuzu çıkaramadık dışarı…

Neyse durun durun.. Baştan başlayayım…

Bu yaz daha buraya temelli taşınmaya karar vermeden önce, havalar ısınınca hoplaya zıplaya geldik köyümüze. Havalar ısındı ısındı ama arkadaş, hiç mi bir ara şöyle limonata havasına dönmez de, bir yağmur yağmaz. Mayısta bir güneş açtı, kasıma kadar demir attı. Tam yağmur yağacak diyoruz, hop güneş yine çıkarıyor burnunu kenardan, bulutlar tırsıyor, hemen uzuyorlar. Tabii böyle kuraklık olunca zeytin ağaçlarındaki meyveler zaten oluşamıyor, kendini kurtaranlar da vitamin hapı kadar,  ancak büyüteçle normal boyutunda gözüküyor. Bilir misiniz bilmem, zeytinin bir var senesi bir yok senesi vardır. Yani bir sene ürün verir, öbür sene vermez. Vallahi biz buraya geldiğimizden beri yok ve hiç yok seneleri görüyoruz, var nasıl oluyor daha bilemedik. Mortepe’deki 60 ağaçtan 60 kg zeytin çıkmadı ve bunun size yansıması, bu sene zeytinyağı alırken kursağınızın düğümlenmesiyle olacak, haberiniz olsun.

Derken Kasım, hatta Aralık geldi.. Yağmur yağsam mı yağmasam mı diye karar vermeye çalışırken,  polarla oturabildiğimiz püfür püfür bir sonbahar akşamının ardından, sabah bir kalkarsın 50 cm kar. Biz de zannediyoruz Ege’deyiz ya, öyle şort, tişört bütün sene takılacağız. Oldu…  3 gün evde mahsur kaldık. Ayıp olmasın diye haberlerde söylememişlerdir ama, Doğu’da diyorlar ya ”Şiddetli kar yağışı sebebiyle 248 köy ile bağlantı kesildi” diye, buyrun; bizde de kesildi. Dört çeker araba yerinden kımıldayamadı 2 gün. Amaaaa, soba şahane “gürül gürül”,  şort, tişört mahsur kaldık 😉

Soğuk, moğuk bunu da atlattık. Tam kendimize geldik, kar gitti falan, 3 -5 yerden başladı yine cızırtılı sesler “Cumartesiye yine kar geliyormuş” diye. Olur mu, oldu. Yine  kar, hem de rüzgârlı model. Bir rüzgâr esiyor, ben böyle bir şey görmedim. Riva’yı dışarı salsan vadinin öbür tarafından toplarsın herhalde. Hesapta her tarafını izole ettiğimiz evdeki bütün perdeler, korku filmlerinde ruhların gelişini haber veren sahnelerdeki gibi sallanıp duruyor. Bu arada, yağmur geçiriyor diye verandanın üstündeki pergolayı yenilemiştik. Yağmur geçirmesini yiyeyim, pergola sen bir uç, şimdi geceleri çok güzel yıldızları seyredebiliyoruz ama verandaya akıyor diye burun kıvırdığımız yağmur evin içinde.

Neyse bu olaydan İstanbul da nasibini aldı zaten, hep beraber, şehri, kırsalı, karın kalkmasıyla kıçımızı topladıktan sonra, en son olarak Cumartesi akşamı yine akşam yağmur başladı. O yağmur “şıp şıp” derken birkaç saat sonra “ şapa şapa” diye ses çıkarmaya başladı. Daha sonraki sesin tarifi yok ama daha çok “şorrrrr” diye ifade edilebilir.

Sabah bir kalktık, ben doğru Mortepe’ye kontrole. Kontrole de bu sefer de “Yoğun yağmur yağışı sebebiyle Ege’deki 20 köy ile bağlantı kesildi” durumundayız. Bildiğiniz erozyondan topraklar yollara akmış. 1-1.5 metre toprakla yollar kapanmış. Reklamımı yapayım; 4 çeker arabamla tepeleri aşıp Mortepe’ye vardım. Sorun yok ama bol su var, hatta mini şelale bile var. Fakat Küçükkuyu’yu sel almış, kahveler, dükkanlar, her taraf sular içinde. Derenin kenarındaki evlerin duvarları yıkılmış, köprüler suyun altında kalmış.

Kucukkuyu-da-sel-felaketi

 

Ha bir de üstüne, eksik kalmasın diye geceleyin Çanakkale’de deprem olmuş, arada bir de sallanmışız ama ben onu uyurken pas geçmişim. Burcu yerinden bir hoplamış.

Bütün bunları neden anlatıyorum. Tamam kafanızdaki sıkıntıları birkaç dakika da olsa kenara koyun,  suratınızda minicik bir tebessüm oluşsun  o ayrı. Fakat verirsen sera gazlarını atmosfere, yaparsan HES’leri, kesersen ormanları o beton yığınlarını dikmek için, yok edersen madenlerle,  köprülerle , duble yollarla, termik santrallerle hayvanların yaşam alanlarını, Toprak Ana da burnundan gani gani getirir.

 

Bu arada, bu yazımızın soundtrack’i de Halil Sezai’den geliyor.

 

Facebooktwitterpinterest

İlgili Yazılar

1 Yorum

  1. ertan okyay

    Geçmiş olsun yazınızı tebessümle okudum ama sert geçen kışı, ağırlaşan hava koşullarını bir tek insanoğlunun zararlı faaliyetlerine bağlamayın. Ben de kesinlikle derelere/ırmaklara hes yapılmasını istemiyorum, benim de binlerce yıldır dokunulmadan duran dağlar tepeler mermer ocakları için delik deşik edilince isyan edesim geliyor ama karbon salınınımı sebebiyle ozon delinmesi falan fasa fiso. 50-60 yıllık 110 yıllık ve daha uzun peryodda meteorolojik çevrimer var. Piers corbyn isimli İngiliz meteoroloji uzmanı atmosferin yüksek seviyelerindeki hava akımlar (jet streams) güneşin manyetik alan yayınımı ve ayın durumuna bağlı bir model geliştirmiş ve olayı detaylı olarak incelemiş. Merak ederseniz linki şurada http://weatheraction.com/

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

En güzel cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir.
Barkod Etiketi üretimi yapan firmaların işi ciddi bir iştir. Bu anlamda sizin de hangi firmayla çalışma yatığınız çok büyük önem taşır. Kullanım alanı sınırsızdır. Her alanda ve her sektörde bu etiketlere ihtiyaç duyulur. Etiket çeşitleri ve Barkod etiketleri, seri üretimle hazırlanmaktadır. Etiketler ahşap, plastik, metal ya da cam gibi ambalajlı ürünlerin üzerilerine ugulanır.