Tahmini okuma süresi: 5 dakika

 

Biz şehirden ayrılırken en çok sorulan sorulardan biriydi bu “Abi, orda zaman nasıl geçer? Ne yapıyorsunuz? İki günde sıkılırsınız!” Ne yalan söyleyeyim ben de biraz çekiniyordum gerçekten burada sıkılır mıyız diye.

Ya arkadaş, çok samimiyetle söylüyorum, sıkılmayı özledim be. Kıçımız yer görmüyor ki.

Sakın bu yazacaklarımı şikâyet olarak algılamayın, durumdan gayet memnunum, bu hareket olmasa gerçekten sıkılırdık ama hayatımda yaşadığım fiziksel olarak en aktif dönemimdeyim yani.

Ben gelmeden önce planlar yapıyordum. Sabah uyanırım, kahvemi  içer kendime gelirim arkasından bir bisiklete binerim, oh sonra zinde bir şekilde kahvaltımı edip bilgisayarın başına geçer işlerimi yaparım, hayatı da böyle bir rutine oturturuz diye. Yeminle bilgisayarı açamadığım 3-4 gün oluyor yahu.

Ha, peki ne mi bu aktif yaşam? Ne zamandan başlayalım. Kasımdan başlayalım hadi.

Kasım başladı, Eyvah dedik soğuklar geliyor, evi kışa hazırlamak lazım. Yok sobası, yok bacası (her yazıda da soba var, bilinçaltından daral kusuyorum galiba 🙂 ), aman bu odunlar yetmez yeni odun al, onları yerleştir, güzelce diz, evin akan, kokan yerlerini tamir et falan derken zaten Aralık geldi.

Aralık geldi, soğuklar da geldi. Sabah kalk sobayı yak. Evin içindeki odunlar iki günde biter, ikinci günden sonra, her sabah bu işlem “odun taşı ve sobayı yak” a dönüşür. Tuvalete git, işini hallet dön sobaya odun at. Kahvaltıyı hazırla, sobaya odun at, kahvaltıyı bitir, sobaya odun at. Kahvaltıyı topla sobaya odun at. Bulaşıkları yıka, sobaya odun at. Kahveni yap, iç, sobaya odun at. Bu böyle bitmeyen bir hikâye. Hatta yanlışlıkla telefonla uzun konuş, patladın sobanın içi geçmiş. Hadi sobayı canlandır bakalım. Sobaya odun ata ata geldi mi Ocak.

Ocak ayında bir kar, sobaya daha çok odun at, bir de üstüne donan patlayan, borular varsa müdahale. Eeee, odunları attık attık odun bitti. Hadi, tekrar odunlar gelsin, fakat bir evvelki sefer de güzelce dizdiğin odunlar 3 hafta dayandığı için, bu sefer odunları yığıldıkları yerde bırak oradan yakacağın zaman alırsın. Önünde sonunda yanıyor zaten. Ne uğraşacaksın dizmekle.

Hoop bir yağmur bütün odunlar zırzır ıslak. Bu sefer odunların üstünü kapa, ıslanan odunları kuru bir yere taşı, kurutmaya çalış falan derken oldu Şubat.

Karşınızda odun kesen babaya bakmaktan yorulmuş bir çocuk. Tipik Anadolu geleneklerine uygun bir şekilde dinleniyor.

Karşınızda odun kesen babaya bakmaktan yorulmuş bir çocuk. Tipik Anadolu geleneklerine uygun bir şekilde dinleniyor.

Artık sobaya odun atma kısmını geçiyorum, o zaten yemek yemek gibi bir şey, hep var. O işten kalan zamanda kestane kebap. Geldik Marta.

Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Bir de yakında bahar gelecek, meyve, sebze yapacaksanız, tohumlarından fide yapma zamanı geldi. Tohumlarla uğraşırken öğreniyoruz ki, bahçedeki ağaçlar da Martta budanırmış iyi mi? Hadi bakalım artık kendiniz mi budarsınız, yoksa budatır mısınız bilmem ama bir budama işi ellerinizden öper. E, ocak, şubatta odunları sobaya taşırken gübrelemeyi salladıysanız, bir de o iş var. Gübre dediğin de öyle 2 tatlı kaşığı atılmıyor ki saksıya atar gibi. Bir ağaca birkaç el arabası.. Belini tuta tuta eve geldiğinde oldu Nisan. Aman fazla ağır kaldırmayın, bizim arkadaş oldu fıtık.

Nisanda tohumlar oldu fide. Artık yerlerine dikmeye başlamak lazım, ama dikeceğiniz yeri hazırladınız mı ki. Hani yükseltilmiş yatak falan. Ya ne diyorum ben şehirliye? Yükseltilmiş yatak deyince haliyle bazalı yatak falan anladılar şimdi. Neyse siz bulun bir toprak birikintisi dikin fideleri. Yükseltilmiş yatağı bir ara anlatırım ben size.

Hoppa, Mayıs geldi. Yataklar hazır. Fideler de büyüyor. Ama fideler kendi kendine büyümüyor, onlara da bakmak lazım haliyle. Suyunu falan aman ihmal etmeyelim. Tamammm, suladık, çok güzel..  O ne? Arazide tipsiz tipsiz otlar çıkmış? E, n’olcak şimdi. N’olcak, alacaksın bir tırpan makinesi, kırpıcan otları. Ben öyle yaptım. Baktım çok eğlenceli gözüküyor, hani yol kenarlarında adamlar misinalı aletlerle çimleri kesiyorlar ya. Ondan işte. Bir kırptım eve döndüm, donumdan bile çimen çıktı. O otlar var ya, girmedik delik bırakmıyor.

Hava ısındı, Haziran geldi. Yoksa ürün mü almaya başlayacağız ne? Aaaa kabaklar oldu, hadi bakalım kabak dolması. Ohh, organik kabakla da ayrı bir güzel oluyor.  Üç gün sonra, hadi zeytinyağlı kabak. Anaa, kabaklar sararmış. Neden? Rutubetten mantar olmuş.

Bütün Temmuz boyunca, kabak ve diğer bilimum bitkileri zararlılardan v.s. kurtarmaya, korumaya çalış. O sırada domatesleri unutursan bir boy yapıyorlar, seni beni geçer. O yüzden, haberleri seyredip sinirlendikçe gideceksin domateslerin çıkan piçlerini koparacaksın. Bunlarla uğraşırken geldi mi Ağustos.

Ağustos da incir zamanı.  Allah’ın sıcağında toplayacaksın yapacak bir şey yok. Öyle hepsi birden bir seferde olmuyor ki anasını satayım, git de tek seferde topla bitsin bu iş. Taksit taksit oluyorlar. İki günde bir toplamak lazım. Akıllıysan sabah erken gidip topla ki, beynin bulamaç kıvamına gelmesin. Taze incir iyi hoş da, günde 4-5 taneden fazla yersen motorlar ççok fena çalışmaya başlıyor, tuvaletten çıkamıyorsun, diğer ne iş varsa hepsi kalıyor. O yüzden fazlasını kurutmak lazım . O işte öyle güneşe koydum kurudu şeklinde basit değil, böceği, kurdu uzaklaştırmak için binbir takla atıyorsun. Onun zamanı gelince bu sene anlatırım, hatta belki bir video bile yaparız belli mi olur. Tam incirler bitiyor, kıçım Eylülde yer görecek derken, badem zamanı geliyor. Bu sefer başla bakalım badem ağaçlarını sallamaya.

Ama öyle ağacın altına bir şey sermeden sallarsan bademler, otların arasına girip kayboluyor. Ama Allah için badem rahat. Bir kere topluyorsun, kenara koyuyorsun. Sonra ne zaman istersen kırıp yiyorsun. Fakat biz sobaya odun atmaktan zaman bulamadığımız için şu bademleri bir kıramadık gitti. Çuval, çuval duruyorlar hala.

Ya acaba Ekimde kıçım yer görür mü diye düşünürken, bekle yer görür. Ekim yeşil zeytin yapma zamanı. Ağaçlardan topla bakalım zeytinleri, yıka güzelce. Sonra ertesi gün yine yıka, sonra yine yıka, sonra yine yıka, sonra yine yıka derken bir bakmışın Kasım olmuş. (bu zeytin işine de ayrıca geleceğim).

Anlatmıştık değil mi Kasım’ı Aralığı..  A, evet anlattık ama geçen Kasım’da ne zeytin vardı, ne de sebze ekmiştik. Hadeee yedin bütün yaz mis gibi organik sebzeleri, yaptın hıyarlardan cacık, topla bakalım şimdi kartlaşmış, kurumuş bitkilerini. Söktün mü? Tamam o zaman doğru zeytine. Artık sabah akşam, 2 hafta ağaç sallayacaksın. Zeytinleri toplar toplamaz doğru fabrikaya sıktırmaya, yoksa yağı asitli olur.

Bütün bunlar bitti, eve geldik. Bir bakmışız başa dönmüşüz yine sobaya odun atıyoruz anasını satayım.

İyi de ben ne zaman sıkılmaya fırsat bulacağım.

(Not: Şubat- sonraki Kasım arası tamamen hayal ürünüdür. Daha başımızdan geçmedi, ama belli ki oraya doğru gidiyoruz.)

Facebooktwitterpinterest

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

En güzel cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir.
Barkod Etiketi üretimi yapan firmaların işi ciddi bir iştir. Bu anlamda sizin de hangi firmayla çalışma yatığınız çok büyük önem taşır. Kullanım alanı sınırsızdır. Her alanda ve her sektörde bu etiketlere ihtiyaç duyulur. Etiket çeşitleri ve Barkod etiketleri, seri üretimle hazırlanmaktadır. Etiketler ahşap, plastik, metal ya da cam gibi ambalajlı ürünlerin üzerilerine ugulanır.