Tahmini okuma süresi: 6 dakika

 

 

Sakın ola ki, bu yazıyı bir bilgenin yazısı olarak düşünmeyin, benim bu konuda en ufak bir eğitici, enformatik yazı yazmama imkân yok, hele ki etrafımda bu işe hayatlarını adamış insanlar varken.

Ben ancak gözlemlerimi, yorumlarımı sizinle paylaşıyorum. Sorularınız varsa bana yazın, çok sağlam yerden torpilliyim, öğrenir size cevap yazarım.

Sizi bilmem, ama ben organik denilen kelimeyle ilk defa 2006’da Çin’de tanıştım. Biz oraya gitmişiz, ne idüğü belli olmayan yemeklerin içinden kendimize yiyecek bir şeyler bulup aç kalmamaya çalışıyoruz, önümüze gelen yemeği deşiyoruz, içinden tavuk ayağı, ipek böceği kurdu falan çıkar mı diye, tadı, tuzu hatta çekirdeği bile olmayan 100gr zeytin için 350 km yol gidip, başka şehirdeki METRO markete tur düzenliyoruz, Alman kadının teki gelmiş, Metro’da zeytin bulduk deyince, cevap olarak organik mi dedi. Dedim, “ Zeytin’in plastiği de mi var, organik işte, ne diyon kadın!”. Anlamadım yani abla neden bahsediyor diye ama bozuntuya vermedim tabii.

Suratımızdan anladı bizim Alman anlamadığımızı, başladı anlatmaya. Yok efendim ilaç koymuyorlarmış, yok gübresi kimyasal değilmiş, ıvır, zıvır anlatıyor bir şeyler.. Ya arkadaş, biz karıya Çin’de zeytin bulduk diyoruz, bu bize kimyasal gübre diyor… Neyse, biz o maddesel olarak organik ama organik olmayan zeytinleri, kadınla dalga geçe geçe, afiyetle yedik ama ne yalan söyleyeyim çekirdeksiz siyah zeytin de bir halta benzemiyor.

31_garyhnz_d

Herkes kendine göre. Egeli biz zeytinlere sarılmışız, İngiliz arkadaşımız Gary’nin sabah kahvaltısı olan fasulyeleriyle yaşadığı aşkı belgeliyoruz.

Sonra geldik Türkiye’ye. Millet biz yokken bayağı çalışmış,  çocukları doğurmuş, etraf bebek kaynıyor. Annelerin de hepsi bebekle kafayı bozmuş, hepsi organik mama, meyve, sebze peşinde. Yok efendim o manav organik getiriyormuş, şu markette organik çiğ süt varmış, yoğurdun mayası, kefirin sıcaklığı, muhabbet bu. Daha Buğday Derneği’nin pazarları da o kadar bilinmiyor, fiyatlar esrar, kokainle yarışıyor (biraz abartmış olabilirim).

Tabii, ben o sıralar tiz sesli ağlayan mahluklar, benden mümkün olduğunca uzak dursun hayat görüşüne sahip biri olarak, o muhabbetlere hiç bulaşmadan, yandan yandan yürüyüp, yumruğum kadar çilekleri, tezgâhın üstünde bıraksan bir buçuk ay aslanlar gibi duran domatesleri hapur hupur götürmeye devam ettim.

Fakat gel zaman git zaman, bu işin ciddiyeti ortaya çıktı. Meğer biz hafiften hafiften minik hormonlu mutantlara dönüşüyormuşuz da haberimiz yokmuş. Sebze ve meyvelerin nasıl  ilaçlandıklarını, onları yiyerek sağlıklı bir şey yaptığını zannederken, aslında lıkır lıkır binbir çeşit kimyasalı vücuda indirdiğimiz ortaya çıkınca, ben de o bıraktığın yerde heykel gibi duran domateslerden, elmalardan bir soğudum tabii. Bu arada hep tekil kişi kullanıyorum, çünkü Burcu çoktan doğru yola girmişti zaten de, ben “Ya yürü be, başımıza Alman kesildin” edasıyla takılıyordum.

Ben de doğru yolu bulunca, tercihimizi, halk deyişiyle ezik büzük olan organikten yana kullanmaya başladık. Başladık başlamasına da, bu sefer süt, yumurta, yağ, tavuk, et, met ne varsa, onların da masum olmadığı çıktı meydana. Meğer bize çakıp duruyorlarmış. E haliyle de dikkati sadece meyve sebzeden yana değil, bu sefer yediğimiz her şeye vermeye başladık.

Tam yiyecek olayını çözdük, sağlıklı sağlıklı besleneceğiz, bu sefer sabun, krem, pamuklu tişört, kazak, mazak, onlarda da organik konuşulmaya başlandı. Bakkallar baktı ki, millet organik aşağı organik yukarı konuşuyor, bu sefer bakkalların camında A4 beyaz kağıda tükenmez kalemle yamuk yumuk yazılmış “organik köy yumurtası, tereyağı” afişleri asılmaya başladı. Boğazdaki kahvaltıcılarda  organik köy kahvaltısı yazmaya başlandı.

Hah, işte şimdi bir orada duralım. Ben orada bir kilitleniyorum. Bir kere sabun, krem  ciltle temas, ona çok diyecek bir şey yok ama, organik tişört, kazak ne iş? Biliyorum tabii ne iş, doğaya zarar vermeden ekolojik olarak , kimyasal ilaç kullanmadan üretilmiş pamuktan tişört. Onu anladık da, işin aslı, organik tuttu ya, organik lafını basalım satalıma gidiyor bu iş. Yoksa o dünyaca ünlü markaların (ismini vermeyeyim de belli olmaz çok popüler oluruz falan, şimdi dava, mava uğraşmayalım) dünyaya, çevreye çok da duyarlı olduklarını ve o yüzden bu yola girdiklerini hiç zannetmiyorum. Öyle olsa bütün ürünleri organik olur. Organik diye afişe edilip diğerinin iki katı fiyatı olmaz.

İkincisi köy eşittir organik değil. Aman gözünüzü seveyim canım arkadaşlarım, hatta köy dediler mi iki kere dikkatli olun, kim uğraşacak mantığı ile bas ilacı, ver hormonlu yemi geç modeli çok fazla. Kısaca, sertifikalı değilse kaynağını bilmediğiniz yere güvenmeyin. Hani sonuçta marketten aldığınızdan farklı bir mal almamış oluyorsunuz ama enayi enayi iki katı para çakıyorlar size.

Neden mi iki katı? Çünkü organik pahalı. Neden mi pahalı, tam da işte onu anlatacağım.

Bundan birkaç sene önce ben de evde bir gazla apartman bahçeciliğine başlamıştım.  Aldık tohumları, organik, viyölleri de aldık (kendisi tohum ekmek için kullanılan küçük kaplara verilen addır, yumurtaların konuldukları kaba da aynı şey denir). Neyse ektik tohumları. Her gün git gel, kafayı çıkarttılar mı, yok susuz kaldılar mı falan, kafayı bozdum ben. Hele bir de neyi nereye ektiğimi unuttum mu? Fide olacaklar, büyüyecekler, meyve verecekler de hangisi neymiş anlayacağım. Öyle ne olduğunu hatırlamadan bekliyoruz çıksınlar diye. Sonunda saç teli kıvamında topraktan çıktı bir şeyler. Ama üflesen yana bir yatıyor bir daha kalkmıyor, gitti o tohum. Fideler, zamanla büyüdü, büyüdü, viyöllerden kafayı saksılara doğru uzatmaya başladı. Hadi artık saksıya geçir beni diyorlar. Neyse saksıya transfer. Orada bir büyüdüler, boy benim boy. Çok büyük değil yani..:)

teras bahçeciliği

Mortepe olmadan önce şehirde, teras bahçeciliği yaparken bizim bahçe. Tahmin edersiniz ki herhangi bir kimyasal ilaç, gübre yok.

Bitkileri her gün sula, kuruyan yapraklarını kopart, böcek gelmesin diye ona göre aralara başka bitki ek, hastalık falan gelirse, yine doğal yollarla onunla başa çıkmaya çalış. Gübre desen, organik kullanıyoruz, hormonlular gibi coşturmuyor. Sonunda meyveler çıktı, kırmızı kırmızı.. Ezik büzük.. Tam organik yani 🙂 Tamam ama ürün miktarına karşı işçiliği karşılaştırdığında değil o domatesler 10 TL, var ya ben onları kilosu 150 TL’den aşağı satmam..  Ya arkadaş o emeğe siz o domateslere pahalı diyorsunuz ya, deli işi o, bedavaya yiyoruz biz o sebzeleri, meyveleri. (fiyat olarak demiyorum ama, emeğin karşılığı olarak diyorum)

Fakat işin içinde şöyle de bir durum da var. Zeytini Çin’de bulmuşum organiğini mi düşüneceğim kafası. Malın ucuzu var, pahalısına neden para vereyim. Maalesef ki, gelir düzeyine baktığınızda, özellikle Türkiye’de adamcağız ayın sonunu getirmeye çalıştığı için ilk öncelik, karnını doyuracak ki ölmesin. O da ister sağlıklı karın doyurmayı, ama durum onu düşünecek durum değil. O yüzden benim 150 TL’lik domatesleri almaz zaten de, 10TL’likleri de alamıyor garibim. O yüzden de ne oluyor organiğin müşterisi az, ve paralı oluyor. Çocuğunu düşünen anne, selülitini düşünen manken oluyor, bir de arada da 3-5 bizim gibiler çıkıyor.

Bir de gelelim pazarlamalı organiğe. O iş trend oldu ya, hele baktılar ki paralılar iyice bir taktı bu organik işine, bu sefer firmaların pazarlama stratejisi olmaya başladı.  Organik çikolata, organik tofu, organik sabun, organik o, organik bu. Ben organik mobilya bile gördüm. Yok, yuvarlak hatlı diye değil, kimyasal kullanılmamış ağaçtan yapılmış.

Arkadaş, tamam İsviçre’nin güzel mi güzel, tatlı mı tatlı, organik mi organik çikolatasını yiyorsun da, o çikolata gerçekten organikse ki öyledir (tabii eğer işin başında bir Türk yoksa), o zaman o kakao kim bilir hangi kıtadan İsviçre’ye geliyor, o kakaolar Alplerin organik ineklerinin sütüyle çikolataya dönüşüp paketleniyorlar, sonra TIRlar, gemiler falan Türkiye’ye v.s ülkeye geliyorlar. E, nerde kaldı bunun ekolojis

Aynı şey organik bambu bornoz mesela.. Ulan o bambu arka bahçede mi yetişiyor? Tamam yetiştiği yerde ekolojik de, sen alınca olmuyor ki öyle. Sen alıyorsun organik, ekolojik diye, maksat doğaya duyarlı olmak, ama üretimle senin eve geliş arasında ne organikliği kalıyor, ne ekolojikliği.

Diyeceğim odur ki, şehirde organik köy yumurtası, pekmezi, yağı, mağı gördünüz diye dalmayın o bakkala. Gidin Buğday Derneği’nin %100 ekolojik pazarlarından efendi efendi alışverişinizi edin. Mallar biraz ezik, büzük, çabuk çürüyor ama meyveleri podyuma çıkarmayacaksınız sonuçta, idare edersiniz artık. Çabuk çürüyorsa da öyle çok alıp 1 ayda tüketmeyin. Az az, yiyeceğiniz kadar alın ki bozulmasın. Çikolatayı da organik yemeyiverin, dert değil. Zaten kalıp kalıp çikolata yemeyeceksiniz herhalde. Yiyorsanız da  o çikolatanın organik olup olmamasından daha önemli dertleriniz var, ben diyeyim. Gönül ister ki, bütün tişörtler organik pamuktan olsun, ama organik diye İstridye Park alışveriş merkezinden normal tişörtün 3 katına alıp kazıklanmayın, fakat bildiğiniz duyduğunuz kaynağı belli yerel organik pamuk üreticisinin yaptığı bir tişört, havlu, peştemal bulursanız 5 tane alın ki destek olmuş olun, hala İstridye Parkta 1 tane almaktan ucuza gelir.

Ama en güzeli ne yapın biliyor musunuz?  Bakın Mart geldi, dikin iki saksıya bir domates bir salatalık, büyütün onları, yaz geldiğinde sabahları koparın oradan 3-5 meyve, hem kendi meyvenizi yemenin hazını alın, hem de sağlıklı beslenin. Bakalım kendiniz yetiştirdikten sonra, pahalı diyor musunuz?

Eh bir zaman sonra zaten saksı kesmez, bir bakmışsınız siz de kaçmışsınız şehirden, başlamışsınız kırsalda ekip biçmeye.

Zamanı da geliyor ya, yazacağım zaten ne, ne zaman dikilir diye, belki denersiniz bir balkon bahçeciliğini.

Facebooktwitterpinterest

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

En güzel cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir.
Barkod Etiketi üretimi yapan firmaların işi ciddi bir iştir. Bu anlamda sizin de hangi firmayla çalışma yatığınız çok büyük önem taşır. Kullanım alanı sınırsızdır. Her alanda ve her sektörde bu etiketlere ihtiyaç duyulur. Etiket çeşitleri ve Barkod etiketleri, seri üretimle hazırlanmaktadır. Etiketler ahşap, plastik, metal ya da cam gibi ambalajlı ürünlerin üzerilerine ugulanır.