Tahmini okuma süresi: 6 dakika

 

İş, seyahatler, seçim öncesi stresi, seçim, seçim sonrası goygoyu, 2019’da kim aday olacak derken, araya çok zaman girdi, zaten ilham da bu aralar bize uğramayınca, engin bilgiler dolu yazılarıma  1 ay ara girdi.

Derken 1 Mayıs geldi, gelen 1 Mayıs da Cuma günü gelince, ne kadar çakma emekçi varsa, 10 günlük Ramazan Bayramı tatili gelmiş gibi arkasına bakmadan şehirden kaçıp bayramlarını(!) kutlama telaşına düştüler. (Çakma emekçi diyorum, çünkü gerçek emekçilerin öyle tatile çıkabilme imkânları neredeee?) Kalemim kırılsın, o kadar güzel kırsalı ballandıra ballandıra anlatınca da daha yaz gelmeden ipini koparan şehirli “Neymiş burası, Adatepe, Kaz Dağları dediği yerler?” diye  bizim köye hücum ettiler. Hücum ki ne hücum. Koca koca, metrelerce otobüsleri popo içi kadar olan köyün meydanına park edenler mi ararsın, Porsche Cayenne, Range Rover gibi ne kadar ismi arazi aracı olan ama kullanıcıları araziyi görünce etrafta asfalt arayanları mı ararsın,  bunlar parke taşı olan köy sokaklarımızı offroad zannedip, koskoca SUV arabayı, altını çarpmasın diye 3 km hızla mı götürmesin, canım Türkiye’min hürmetli ve saygılı halkı birbirinin önüne park edip öbürünün yolunu tıkayıp, sonra da birbirinin boğazına mı sarılmasın. Tam bir eğlence hali.

Park eden otobüsler yüzünden evimizden ana yola ulaşamadık, ulaşsak da trafik yüzünden yarım saatte ancak köyden aşağıya inebildik. Yahu biz zaten bu yüzden kaçmışız şehirden, geldi yine bizi buldu kaçtığımız her şey.

Bu böyle olmayacak. Hep güzel güzel yazıyoruz, kendi ayağımıza sıkıyoruz. Ben iyisi mi biraz da neden şehirde kıçınızın üzerine oturmanız lazım, niçin burnunuzu bile kırsala çıkarmamanız lazım, onu yazayım.

Bakın arkadaşlar, kırsal dediğiniz öyle çok da matah bir şey değil. Bunun kaşındıran otu var, börtü  böceği var, bilumum mahlukatı var. Hem de adamı yiyor bunlar.  O yüzden şehirden kaçacaksanız öyle bilmeden gelmeyin, bunları biraz tanıyın istedim. İşte bu yazımızda da Kaz Dağları’nda bulunan çeşitli arıza çıkarabilecek mahlukatı anlatayım dedim.

İşte Kaz Dağları’nın kendinizi sakınmanız gereken efsane canavarları:

Osuran Tırtıl:

 

CAM00179

 

Kızılderili ismini kendim vermiş olduğum namı diğer Çam kese böceği. Bu böcekler, çam ağaçlarında kendilerine kese ördükten sonra orada ürüyorlar, fakat öyle 1-2 değil arkadaşlar yüzlerce ürüyor ve Çam ağaçlarını perişan ediyorlar. Bu zırzop mahlukat, arada keselerinden çıkarak ne hikmetse tek sıra halinde dolaşıp ya başka bir çam ağacına gidiyorlar, ya da dönüp tekrar aynı çama dadanıyorlar. Fakat uzaktan bakınca zannedersiniz bir ip. Ha burada diyeceksiniz ki, ne var ki bunda. Asker kafalı , uygun adım yürüyen tırtıl grubu işte, bundan ne çekineceğiz?  Fakat bu lavuk tırtıllar, bir rivayete göre arada popolarını kaldırıp osurur gibi bir toz çıkarıyorlar. İşte bu toz havada uçup derimize temas ettiğinde alerji yapıyor. Bir diğer söylenen de tırtılın kılları havada uçup deriye temas ediyor. Öyle veya böyle, bu alerji öyle bir alerji ki kaşın baba kaşın, derinizi sökmek istiyormuşsunuz (Allahtan daha başıma gelmedi). İnsanlar bayağı hastanelik falan oluyor. O yüzden ilkbaharda Çam ağaçlarının yanından geçerken bir kolaçan edin, öyle ip gibi dizilmiş tırtıl sürüsü görürseniz hemen uzayın.

Sarı Efe:

Allaha çok şükür kendisiyle tanışma şerefine henüz ulaşmadığım, 15cm’e kadar büyüklükte olabilen, gördüğünüzde olduğunuz yerde altınıza ettiren, ısırdı mı et koparan,  bir sarı örümcek cinsi.  Buna Assos örümceği ve başka isimler de takıyorlar. Fakat sarı efe denmesinin sebebi, bu örümcekle karşılaştığınızda, kendini bilmiyor olması. Örümceksin değil mi, insan görünce kendi cüssene bak, sonra insana bak, oradan uzaklaş. Yok, bu yavşak, insan görünce akrep gibi kıskaçlarını havaya kaldırıp, efeleniyor. Sonra da  şimşek hızıyla insanın üstüne koşmaya başlıyor. Siz iyisi mi, sarı efe görecek olursanız, kahramanlık yapmaya gerek yok, hemen oradan topuklayın, zaten çok çirkin bir böcek, inceleyeceğim diye façayı çizdirmeye değmez.

 

30-07-2016-sari-orumcek-egede-hizla-cogaliyor

 

Bildiğiniz Akrep:

Bunu anlatmaya gerek yok. Kıskacı var, kıçında iğnesi var. Soktu mu feleğin şaşıyor, doğru sağlık ocağına. İğne, serum. Şehir efsanesi: Etrafında ateş yakarsan kendini sokuyormuş, yiyorsa deneyin. Bahçeye tavuk alırsanız, akrep, örümcek, ne kadar istenmeyen mahlukat varsa hepsinin icabına bakıyor. Sarı efe durumunda kim kime bakıyor, onu bilemiyorum.

Eşek Arısı:

Ben şahsen bizim buralarda yaşayan arılara eşek arısından ziyade eşoğlueşek arısı demeyi tercih ediyorum, çünkü eşek arısı dediğinin efendi gibi bir ölçüsü vardır. Bal, reçel yersen gelir, biraz sizin yemeklerden otlanır, sonra basar gider. Bizdekiler, bildiğin pet. Evde yaşıyorlar. Üstelik boyutlar 4cm falan. Normal eşek arısının 2-3 katı büyüklüğünde. Zaten başlı başına stres kaynağı, tam gitti zannediyorsun, hop koltuğun arkasında çıkıveriyor. Utanmadan akşamları bizimle aynı yatağa falan girmeye kalkıyorlar. Bıraksan aynı yastığı  paylaşacağız. Zaten geçen sene yatakta Burcu’yu bir soktu, kızcağızın sol taraf insan, sağ taraf HULK. Hayır, yeşilleşecek diye korktum. Örümcek Adam’dan sonra Eşoğlueşek Kadın bizim hanım oluyordu nerdeyse. 3 hafta sürdü geçmesi. Tam geçti, çaaaatt tekrar. 3 kere.

Arı soktu mu, ya amonyakla sileceksiniz, aman diyorum, amonyaklı bezle sarmaya kalkmayın, deriniz yanar, sadece silin, ya da şaka değil, üstüne işeyin. Hep derler ama gerçek.

Çıyan:

Her tarafından ayak çıkan, taşların arasında, nemli ve loş ortamlarda yaşan, uzun mahlukat. Bu arkadaşlar genelde gündüzleri piyasada gözükmezken, akşamları ortalığa çıkabiliyorlar. Terlik, ayakkabı v.s. giyerken dikkatli olmak lazım, bu ve diğerleri ayakları ham yapabilirler. Öyle oldu mu da doğru sağlık ocağı.

Yılan:

Ben buradaki yılanların çok da zehirli olmadığına inanmak istiyorum. Fakat, bu yazıyı yazarken Kaz Dağları’nda yaşayan yılan türleri diye Google’layınca, ben bile şehre geri dönsek mi acaba diye düşünmedim değil. Koca yılan oğlağı yutmuş, oğlağın sahibi de yılanı yakalamış. Milliyet’te haber. Bu mevzuya fazla bulaşmadan ben kendi tecrübemi anlatayım en iyisi.

Yılan dediğiniz hayvan, biz ondan nasıl hoşlanmıyorsak, o da bizden öyle hoşlanmıyor. Ben ne zaman kendisiyle karşılaşsam, karşılıklı selamlaşıp yollarımızı ters yöne çevirip birbirimizden zararsızca uzaklaşıyoruz. Ama bu demek değil ki yılan zararsızdır. Yüksek otların arasında yürürken farkında olmadan üstüne basarsanız hayvan ne yapsın? Isıracak tabii. Tabiat ana da yapmamış ki havyanı fosforlu turuncu, 50m öteden görelim. Yok efendim yaşadığı yerle uyumlu renkte olursa iyi avlanırmış. Tamam da biz ne yapalım,  bu sefer üstüne basıyoruz, durup dururken arıza çıkıyor.

En sevimli ama sevimsiz mahlukat fare:

Fare dediğiniz şey aslında doğada bulunan bir hayvan. Yoksa evlere inşaat bittiği sırada  “bu da size girsin” diye oradaki işçiler  tarafından yerleştirilmiyorlar. Fakat sevgili fareler, doğada dolaşıp da kemirecek bir şey bulmakla uğraşmaktansa, evin içine girip evdeki yemek, torba, boru, ip, ayakkabı, kazak ne varsa kemirmeyi tercih ettiklerinden, evin en istenmeyen ve tiksinilen demirbaşı haline geliyorlar. En son gamsız arkadaşlar benim atölyemdeki tiner şişesini kemirip yemişler, bütün atölye tiner kokuyor. Herhalde kendilerini alamayıp tineri de içtiler. Fareyle mücadele için sakın ola ki zehirli yem, kapan falan denemeyin. O tam bir şehirli işi. Biz ilk geldiğimizde yaptık. Ev daha fena fare doldu. Çünkü kaynağı doğa, kökünü kurutmaya imkan yok. O zehirli yemlerin kokusunu alınca daha fazla geliyorlar, ve ölüyorlar ama devamı zaten dışarıda doğada. Bitmesine imkan yok ki. Tek çözüm avcı kedi. Kedi etrafta olunca fareler uzuyor. Bir daha da evin etrafında dolaşmıyorlar. Fakat avcı kedinin bir ters tarafı, bir sabah bakmışın, panter olmuş kuş avlamış, kuşu da sana göstermek için yatağa getirmiş. Yatağın içinde sen, eşoğlueşek arı, avcı kedi ve kafası kopmuş bir kuş. Gururlu gözlerle sana bakıyor. Hadi bakalım ne yapacan?

Yani sizin anlayacağınız. Siz iyisi mi oturun evinizde. İki doğa moğa dedik diye kendinizi sokaklara atmanıza gerek yok. Bunun börtüsü var, böceği var, yılanı var, faresi var. Ne gerek var şimdi, köyleri doldurmaya, otobüslerle akın etmeye, yolları tıkamaya, sen, ben derken birbirinize girmeye. Mis gibi açın televizyonunuzu, hipnotize edilmiş gibi, ya seyredin kahramanlar yarışması Survivor’u, ya da dinleyin sabahtan akşama kadar, reisicumhurumuzdan, nasıl dünya lideri bir ülke olduğumuzu. Daha ne?  Mis.

Facebooktwitterpinterest

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

En güzel cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir.
Barkod Etiketi üretimi yapan firmaların işi ciddi bir iştir. Bu anlamda sizin de hangi firmayla çalışma yatığınız çok büyük önem taşır. Kullanım alanı sınırsızdır. Her alanda ve her sektörde bu etiketlere ihtiyaç duyulur. Etiket çeşitleri ve Barkod etiketleri, seri üretimle hazırlanmaktadır. Etiketler ahşap, plastik, metal ya da cam gibi ambalajlı ürünlerin üzerilerine ugulanır.