Tahmini okuma süresi: 4 dakika

 

Bir kere, isminde eko var diye ekolojik tasarımla ekonomik tasarımı birbirine karıştırmayın ve bu olayın ekonomik olduğunu sanmayın; değil, hem de hiç değil, hatta can acıtıyor. Fakat sonradan bir kaç sene sonra millet aldığı şeyden tekrar alırken veya onlar servise, faturalara falan paraları basarken siz uzaktan onları seyredecek ve, “YESSSS!!!!” hareketini çekmenin dayanılmaz hafifliğini hissedeceksiniz, harcadığınız para da uzun vadede size kat kat geri dönecek…

Para mevzusu ile olaya giriş yaptıktan sonra başlayalım açıklamalara.

Tam anlamıyla ekolojik tasarım kısaca, öyle şeyler tasarlamak ki, bir kere olay bitip kullanmaya başlayıncaya kadar doğaya minimum zarar versin. Kullanmaya başladıktan sonra da aynı şekilde doğa ile bir bütün olarak çalışsın, doğaya hiçbir şekilde zararı dokunmasın…

Yani??? diyeceksiniz şimdi..

reuse-reduce-recycle-18184560

O zaman bizim evle falan değil de basit bir örnekle anlatmaya başlayalım..

Çıktık evden bizim oğlanla yolda yürüyoruz, tam bir oyuncakçının önünden geçiyoruz, bizimki vitrinde Star Wars’un yanar döner ışın kılıcını gördü iyi mi? “Babaaaa! Hadi ışın kılıcını alalım” dedi.. (Çok yanlış örnek oldu, hadi bakalım yiyorsa alma.) Neyse en azından neyle karşı karşıyayız onu anlatmak babında, yoksa bile bile alacağız o Çin malı sopayı, ne yapalım.

Malzeme ne? Plastik.. Plastiğin petrolden yapıldığı kısmını ve petrol ürünlerinin ne kadar doğaya zararlı olduğunu ve doğadan yüzyıllarca kaybolmadığını geçtim hadi… Ham maddemiz nerede rafineride.. Bir kere onu aldık oradan tankerle toptancıya taşıdık. Ne oldu o sırada bir enerji harcadık, gazı saldık, doğayı bir posta becerdik.. Sonra bizim Çin fabrikası ham maddeyi toptancıdan aldı fabrikaya getirdi.. Ne oldu, hadi bir kere daha nakliye. Bir kere daha doğayı hallettik mi?

Çekikler, o yanar döner zımbırtıyı şekillendirmek için zamanında bir kalıp yapmışlar, zaten onu yapmak için ayrıca bir posta gaz, pislik fışkırtmışlar mı havaya? Oldu bir zarar daha. Çin’de sanayinin çok olduğu yerde nefes alamıyorsun zaten.

Aldılar ham maddeyi, kimyasal boyalarla renklendirip, (o boyaların yapım aşamalarını da geçtim) acayip yüksek ısılarda, havanın içine ederek plastiği kalıbın içine basıp şekillendirdiler ve bızzzztttt  (hızlı ileri sardım),  hoopppp ışın kılıcı ortaya çıktı, ama öyle paketi falan yok… ( neyse kağıt, plastik falan paketi de hazır, o da ayrı olarak, aynı işlemlerle üretildi). Ve bizim kılıç hazır.

Türkiye’deki bir kurt oyuncakçı dedi ki, “Ulan bu Star Wars çok iş yapıyor, ben biraz ışın kılıcı getireyim”. Kılıçlar yüklendi Çin’den. Hooop bir nakliye, bir enerji, gaz, maz daha, geldi Türkiye’ye depoya.

Bizim yolda önünden geçtiğimiz oyuncakçı da fırlama, ben bu kılıçları çakarım çocuklara dedi, getirtti dükkana. Bir nakliye daha.

Ben de kurban baba olarak aldım kılıcı. Oğlan sevindi, geldik eve. Açtık paketi. Hayda, elimizde nur topu gibi boş paket.. Ne oldu? çöp. Çöpler ne olacak, vallahi bizim ülkede Allah bilir ne olacak ama büyük ihtimalle yanacak. Ozon tabakasını perişan ettik mi o paketle de..

Eee, kılıç çalışmadı. O ne? Üstünde 2xAA yazıyor. Hadi, git Migros’tan bir paket pil kap gel. (O pillerin üretilmesini yine geçtik). Taktık pilleri bizimki 15 dakika oynadı, piller kaput, çöp. Başlı başına problemli artık. Hadi değiştir pilleri. Bir 15 dk daha. ÇATTTT!!! Kılıcı duvara bir çarptı. Kılıç kaput… Ne oldu? Çöp. Bir ozon tabakası faciası daha…

Vallahi ben yazmaktan yoruldum, siz okumaktan yorulmadınız mı? İşte bunlar sadece bir ışın kılıcında doğaya olanlar. Yok, içinden ışın çıkıp ekmek doğrasa amenna, ama o da yok..

Onun yerine ne yapıyoruz? İki tane dal parçasını birbirine dik yapıştırıyoruz üstüne Star Wars amblemi çiziyoruz (oldu sana ekolojik tasarım). Çocuğun eline veriyoruz. (Tabii beğenmiyor, zırlıyor falan, bu krizi geçirmek sizin becerinize kalmış, ama bayağı dansözlük gerekiyor), onunla da 15 dakika oynuyor. Sonra kılıç kırılıyor. Hemen kılıcı kısaltıp Rambo’nun avcı bıçağı yapıyoruz. (biz buna geri dönüşüm diyoruz),  oğlan yutmadı mı, atıyoruz kılıcı doğaya, doğa onun icabına zaten bakıyor.

Bakın bu kısmı anlatmak hemen bitti.

mortepe-istanbuldanoteye-001

 

Tabii ben en primitif olan şekilde anlattım. Ama olay kısaca budur.

Daha ciddi yazılmış özetimi sona bıraktım, buraya kadar okumuşsanız, nasıl olsa onu da okursunuz diye 😉

Özetleyelim:

Bir bina veya ürün tasarlarken;

  1. Ürünü yaparken kullanacağımız malzemenin mümkün olduğunca doğaya zarar vermeden veya az zarar vererek üretiliyor olması
  2. Malzemenin üretim yapılacak olan yere yakın bir kaynaktan çıkıyor olması
  3. Üretimin, ürünün nihai kullanılacağı yere yakın bir yerde üretiliyor olması
  4. Üretirken doğaya zarar vermeden üretilebiliyor olması
  5. Kullanırken minimumum enerji harcaması ve bu enerjiyi dış kaynaklardan değil, kendi kaynaklarından üretebiliyor olması
  6. Kullandığımız sırada minimum bakım, tamir ve ek parça gerektirmesi
  7. Kullanım ömrü bitiğinde de artıklarının doğaya zarar vermeden kaybolması veya başka bir amaçla tekrar kullanılabiliyor olması;

konularına dikkat ederseniz, işte bu ekolojik tasarım ilkeleri uygulanmış, ekolojik, sürdürülebilir bir ürün olur, ve böylece insan ırkı olarak bu dünyada daha uzun süreler kalabiliriz, öyle Mars’a gitmeye falan çalışarak burası bitince orayı da bok etme ihtiyacımız ortadan kalkmış olur. Zaten bu gidişle biz daha Mars’a gidemeden dünya bitecek.

Ve buyrun size ekolojik tasarım prensibiyle yapılmış bir kaç aydınlatma tasarımı..

 

mortepe-istanbuldanoteye1

Facebooktwitterpinterest

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.