Tahmini okuma süresi: 7 dakika

 

Bahar geliyor, doğa uyanıyor. Bu aynı zamanda ne demek? Şehirde, Maçka parkı, Fenerbahçe parkı gibi şehir parklarına doluşabilir, tanımadığınız bir sürü insanla kıç kıça oturup dertlerini dinleyebilir, , mangal yapılması yasak olan yerde ocakbaşıcılarla tartışmaya girip, şikayet edebilir ve sonunda şikayetinizin hiçbir işe yaramadığını görüp, bir kere daha “ben bu ülkenin fanfini fon” diye saydırmanız demek. Aynı zamanda Yıldız Parkına gittiğinizde ise her ağacın arkasından bir beyaz entarili dünyadaki var olmuş tek gelin olduğunu zanneden bir hanım kızımızla yanında, bir taraftan öbür tarafa sürüklenen sinek kaydı tıraşlı siyah takım elbiseli bir paket görebilirsiniz demek.
Şehirden uzakta ise doğanın uyanması demek, bir döngünün tekrar başlaması ve bununla birlikte her şeyin yeniden canlanması demek. Aynı zamanda da artık tohumlarımızı ekmenin zamanı geldi demek.
Bildiğiniz gibi ben şimdilik bir çömezim, ve bu sebepten de her ne kadar bu dönemde neler ekilir, ne yapmanız lazım onu yazacak olsam da, bir yandan da, daha önce başımdan neler geçti onları da sizinle paylaşacağım.
Bir kere kendi tohumunuzdan bir şeyler üretmek, onları büyütüp, meyve vermelerini izlemek ve zamanı geldiğinde de hasat yapmak çok mükemmel, mucizevi ve olağanüstü bir şey. O yüzden buna bir tane saksıyla da olsa başlamak herkesin yaşaması gereken bir tecrübe. Zaten bu gidişle birkaç 10 yıla, dünyanın bu gidişatı yüzünden mecburen yapmamız gerekecek, o yüzden bari şimdiden biraz antrenman yapın.
Bu işi bilmeyenler ve yeni başlayanlar, şehirde apartmanda bu işi yapanlar için en uygun bitkiler cherry domatesler ve küçük acı biberler. Saksıda küçük kaldıkları için apartman içinde bakması kolay, cüce büyüklüğünde kaldıkları için kontrolden çıkmıyorlar, hem de çabuk, bol meyve veriyorlar. O yüzden insana, becerebildiğini hissettirmek açısından, moral oluyor.
Yok bu beni kesmez, benim dışarıda yerim var, bana daha büyük bitkiler uygun diyorsanız, o zaman siz kafadan büyük domateslere, salatalık, biberlere dalın, onlar sizin için daha uygun olacak ama dikkatli olun birazdan anlatacağım hikayeyi kafanızın bir kenarına yerleştirin. O avucunuz içinde kaybolan, bit gibi çekirdekler, sonra bir büyüyor, kontrolden çıkıyor. Ne seçeceğinize, neyi nerede büyüteceğinize iyi karar vermeniz lazım. Düzgün bakmazsanız domatesler bir koca çalı, salatalıklar ise sarmaşık oluyor. Biber güzel, efendi bir bitki oluyor.

bahce domatesi

Biraz özen gösterirseniz, mükafatınız böyle keyifli oluyor

Seçtiniz bitkileri, her şey tamam, bu işe başlayacaksınız da nereden? İlk önce düzgün, güvenebileceğiniz tohumlar veya fideler bulmanız lazım. Bunun için alternatiflerinizden biri, Buğday Derneğinin ekolojik pazarlarına uğrarsanız, hem düzgün sağlıklı besinlerinizi alırsınız, hem de bazı üreticilerin hazırladıkları organik domates, salatalık, biber, patlıcan fidelerini buradan temin edebilirsiniz. Bu pazarlar, İstanbul’da Şişli Feriköy’de Cumartesileri, Kartal’da Pazar günleri açık.
Diğer alternatif tohumdan fide yetiştirmek de, tohumlar? Organik tohumu nereden bulacaksınız? Maalesef benim güvenle size tavsiye edebileceğim bir organik tohum satan websitesi v.s. yok. Benim bildiğim, sadece agaclar.net , pembedomates.org ve facebook’ta Ulusal Tohum Takas Merkezi sayfasından organik tohumlara ulaşabilirsiniz. Fakat, “ben öyle çok araştırma yapmak ve insanlarla muhatap olmaya gelemem, büyüteceğim topu topu iki kıytırık sebze derseniz, o zaman biraz züppe bir sistem var kullanır mısınız bilemem. www.organiccatalogue.com sitesinden bin bir çeşit organik tohuma ulaşmanız mümkün.Karpuza benzeyen salatalıklar, kafam kadar domatesler, futbol topu gibi patlıcanlar ne isterseniz orada, ama hele bir normal patlıcanı büyütün, futbol topunu sonra düşünürsünüz. Bu siteden aldığınız tohumları postayla yolluyorlar, fakat üstüne bir de posta parası biniyor. Yani yurt dışından, domatesi pazardan alacağınız fiyata tohumunu alıyor oluyorsunuz. Tam şehirli işi. Ama ne yalan söyleyeyim, ben birkaç sene yaptım o işi. Utanmıyorum, hatta farklı cins salatalıkları yanyana yetiştirirseniz, hepsinin döllenme sonucu, aynı cins meyve verdiğini o sayede öğrendim. Beyaz salatalık almıştım, yanında da kabak gibi bir tane yetişiyordu. Ben hiç beyaz salatalık görmedim, hepsi kabak çıktı. İşin kötüsü tadı da kabak gibiydi, yani taa İngiltere’den garip bir tohum getirince, tadı şahane olacak diye bir şey yok. Siz bildiğinizden şaşmayın.

Ne o kırmızı domates, yeşil fasulye, mor patlıcan mı yiyeceğim derseniz, alın size alternatifler

Genelde bütün bitkiler için Şubat sonundan Nisan ortasına kadar olan zaman içerisinde tohumları viyöller içine ekip güneş alan kapalı bir alanda patlamasını ve fide olmasını sağlamanız gerekiyor.
İşte bunu yapacaksanız ve bu işi ilk defa yapıyorsanız, bundan sonra başınıza gelecekleri anlatmaya başlıyorum.
Bir kere bu tohum denilen melet aslında öyle yabancı olduğunuz bir şey değil. Hani o yediğiniz domateslerdeki çekirdekler var ya, işte o. Ulan 1 kg domatesi alıyoruz 8 TL ‘ye, bir domatesin içindeki çekirdeklerin dörtte birini de alıyoruz 8 TL ye. Yani becerebiliyorsan domatesleri yeme, büyüt çekirdeklerini topla sat. Çok karlı bir iş. Ama işin tersi sizin normal pazardan aldığınız domateslerin çekirdekleri öyle tohum olmuyor işte. Baba yadigarı olan domateslerin ki oluyor. Sebebini anlatmak derin, ama Monsanto diye dünyaya genetiği oynanmış tohum çakan bir firma var ki, kaynağı belli sebze, meyve yememiz gerekmesine sebep olan başlıca firmalardan biri, daha fazla merak ediyorsanız hadi bir google.
Buldunuz tohumları aldınız, eve viyolleri. Evde bir sürü viyol. İçine biraz toprak koydunuz, parmağınızla ortasını açıp tohumu yerleştirdiniz, kapattınız. Şimdi bunu güzelce bir sulamanız , ondan sonra da toprağını hep nemli bırakmanız lazım ki, tohumlar çıksın. Artık başlıyorsunuz her sabah gidip, tohumlar çıktı mı diye bakmaya, tabii çıkmamış. Ne olacak 2 günde domates mi yiyeceksin? Bir gün, 3 gün, 5 gün, derken bir hafta, on gün sonra saçımın teli gibi bir şey topraktan kendini gösteriyor. Sonra 3-5 gün daha geçince o tel ayağa kalkıp havada durmaya başlıyor. Hata 1: Gidip o telleri normal şekilde sularsan, şap diye yapışıyor toprağa, bir daha nah kalkıyor havaya. Panikleyip, başlıyorsun, iğneyle miğneyle topraktan kaldırmaya.. Şansın varsa bazıları dikiliyor, ama çoğu mordingen. Ben bu işi benim ofiste yapıyordum, iş gezim olduğu için yanımda çalışan sevgili elemanıma aman sulamayı unutma dedim. Kendisi unutmamış, her gün bir sulamış, hatta stresle bol bol sulamış, bütün tohumlar üzeriden buldozer geçmiş pembe panter gibi yapışmıştı ofise geldiğimde. Dedim bu ne? “Bilmem onlar tekrar kalkacak zannetim” dedi. Yani geçen sene bizde ürün yoktu anlayacağınız. İşte bu sebepten, minik arkadaşlar kendini buluncaya kadar fıs fısla sprey yapmak lazım. Hata 2: Bahçen varsa problem değil, balkonda büyüteceksen, bir paketin içinden 15-20 tane tohum çıkıyor. Bir o kadar da salatalıktan, biberden çıkıyor. E, boşta kalmasın diye siz o tohumların hepsini ekiyorsunuz. Zaten saçımdaki kepek büyüklüğünde bir şey, bütün hepsi bir sıra viyole sığıyor, ama oldu mu sana 60 tane fide. İyi de anasını satayım onlar öyle kalmıyor ki, bir büyüyorlar, ilk önce kolumun yarısı kadar fide oluveriyorlar. O viyollerin içinde birbirine geçiyorlar mı? Napıcan o 60 tane fideyi… Artık eş, dost, kardeş, anne falan dağıtıyorsun. Genelde de pek meraklısı çıkmıyor hepsi sana kalıyor. Bu sefer başlıyorsun saksı aramaya, 60 tane saksıyı nereden bulacaksın. Saksı alsan yine domatese vereceğin para kadar saksı parası vericeksin. Noluyor? Domatese vereceğin kadar saksı parası veriyorsun. Dikiyorsun saksıya kolunun yarısı kadar olmuş bitkileri. Toprağın içine organik gübre falan da boca ediyorsun. Başlıyorsun sulamaya.

Kontrolden çıkmış ofisin balkon bostanı

Kontrolden çıkmış ofisin balkon bostanı

Arkadaş o küçücük fideler, toprağı bulunca bir büyümeye başlıyorlar. Yok böyle bir şey. Domateslere boşuna sırık domates demiyorlar, sırık gibi uzuyorlar. Eğilmesin diye bambu, sopa, bir şeylere tutturuyorsun domatesleri. Zaptı rapta almazsan iki metre bile oluyorlar. Bir de dallarının arasında çıkan piçlerini koparman lazım, yoksa bildiğin çalı… Salatalıklar desen, nereye gittiği belli değil. Bir başlıyorlar oradan buradan kol vermeye…Tırmana tırmana neredeyse kulağımın içine girecek. O yüzden de onların arkasına bir ağ gibi birşey koymak lazım ki, onun üzerinde tırmanmaya devam etsinler. Biberler zavallım, efendi efendi kendi çizgilerinde büyüyor. Onlarda bir problem yok.
İyi de 60 tane kendini kaybetmiş bitkiyi nasıl bir yerde büyüteceksin ki, biri 2 m, öbürü ahtapot gibi sağa sola saldırıyor. Tevekkeli bitkilerin arasında 75cm boşluk bırakın diyorlar. Fideleri dikerken “Ne bu ya çok boş kaldı burası, ben araya 2 fide daha koyarım” diyorsun. Bir ay sonra görüşelim. Balkon oluyor bir ticari bostan. Aralarda dolaşamayacak hale geliyorsun.

Derken meyveler çıkmaya başlıyor. Eğer hepsini aynı şekilde sulamaya devam ederseniz şiştiniz. Domateslere suyu, meyve vermeye başlayacağı zaman kesmeniz lazım, suyu azaltmazsanız ürün az geliyor, salatalıklara da az su verirseniz ürün az oluyor. Biberler zavallım, ne yapsan ne kadar verecekse o kadar veriyor. Bunu da becerdiniz mi, ilk başta nefis. Her gün taze domates ve salatalıkla kahvaltı etmenin tadı hiç bir şeyde yok. Fakat 2 hafta sonra, o meyveler bir coşuyor. Bu sefer için dışın domates, salatalık, biber.
Anlayacağınız, balkonda sebze yetiştirecekseniz, kendinizi bir tutun. İki domates, iki salatalık, iki biber yeter de artar bile. Fazlası kaos. Biz baktık ki kendimizi tutamıyoruz, Mortepe’ye bostan yapıyoruz…
O durumda da dikkat. Geçen sene ben bahçeye salatalık diktim, sonra bizimkilere sulamalarını tembih edip İstanbul’a gittim. Bizim Riva, görev sorumluluğu ile her sabah kalkıp salatalıkları sularken, bir gün kalkıyor, sulamak için doğru bahçeye… Dışarıdan bir ses. “ Anneeee, salatalıklar yok”. Burcu: “Oğlum, nasıl yok?, Bahçede işte, sen nereye bakıyorsun?”.. Ama salatalıklar gerçekten yok. Bizim zırtapoz misafir keçiler, sabah kalk, bizim salatalıkları bitkileriyle birlikte toptan ye. Bize de üçün biri. Bostanın varsa, etrafını iyice kapayacaksın. Yoksa ne var ne yok keçi kakası olarak geri dönüşüme giriyor.
Aşağıda size neyin ne zaman dikileceğine ait bir tablo hazırladım. Haydi, bakalım hazır zamanı gelmişken domates, salatalık yetiştirmeye…

Bitkilerin ekim zamanı

Facebooktwitterpinterest

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.